:::::::::::::::

SiTeMiZe Hoooş GeLDiNiZ LüTFeN '''''üYe oLuNuZ''''''
 
AnasayfaSSSÜye ListesiKullanıcı GruplarıAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 sait faik abasıyanık

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
recep645
ER
ER


Mesaj Sayısı : 15
Points : 0
Kayıt tarihi : 12/10/07

MesajKonu: sait faik abasıyanık   Cuma Ekim 26, 2007 4:08 am

Sait Faik Abasıyanık
Sait Faik, 1906 Adapazarı doğumludur. Ailesi, kentin tanınmış ve hali vakti yerinde insanlarındandı. İlk eğitimini Adapazarı’nda, liseyi -İstanbul Erkek Lisesi’nde başlayıp- Bursa Erkek Lisesi'nde tamamlamış, iki yıl İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesine devam ettikten sonra 1930 yılında Fransa'da yine edebiyat fakültesine yazılmıştı. Onun içki ve avare yaşamla tanışması bu yıllara denk düşer. Ama, asıl başıboş yaşamı babasının ölümü ile birlikte (1939) başlar. Ailesinin isteği üzerine girdiği ticaret işlerinde kısa sürede iflas ettikten sonra, Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi'ndeki Türkçe öğretmenliği de uzun sürmemiştir. Bir ara gazeteciliği denediyse bile, -Türk edebiyatı adına çok yerinde bir kararla- çalışmanın insanı yorduğuna kanaat getiren Sait Faik'in, kendini bütünüyle yazmaya ve gönlünce yaşamaya verdiğini görüyoruz. Düşük telif ücretlerinden dolayı eline az bir para geçmesine rağmen, ailesinden kalan miras sayesinde ayakta durabilmiş, ve Burgaz adasındaki eski köşkte annesi ile birlikte yaşamıştır. 1948 yılında yakalandığı siroz sonucu 1954 yılında ölen Sait Faik, Türk edebiyatının öykü alanındaki en büyük yazarlarındandır.
Edebiyat hayatına daha lise yıllarında (1925-1928) şiir yazarak başlamış, ama kısa bir süre içinde öyküye dönmüştü. İlk öyküsü 1926 tarihli "İpek Mendil"di. Basılan ilk öyküsü, Kenan Hulusi aracılığı ile Milliyet gazetesinde çıkan "Uçutma"dır (1929). 1936'da yayınlanan Semaver ise ilk kitabıydı. Türkiye'de tek parti rejiminin yazarlara yönelik baskılarının ağırlaştığı yıllarda, 1940'da yayınlanan "Şahmerdan" kitabındaki bir öyküsü nedeni ile Sıkıyönetim mahkemesine düşmüş, beraatine kadar geçen süre içinde, -kendisi gayretiyle yayınlanan- "Medar-ı Muaşeret Motoru" adlı romanı da toplatılmıştı. II.Paylaşım savaşı sonrasında başlayan demokratikleşme süreci içinde en verimli dönemini yaşayan Sait Faik, eserlerini birbirini ardına sıraladıysa da, siroza yakalandığını öğrendikten sonra bir müdet yazmaya ara vermişti. Hastalığın yarattığı duygusal etkilenmeler, olgunluk dönemi öykülerinde açık bir biçimde kendini gösterir. Belki de onu yaşamla, insanların acıları ile bu kadar yakından ilgilendiren neden de budur. 1953 yılında Amerika'daki "Mark Twain" derneğine fahri üye olarak seçilmesi halk arasındaki ününü pekiştirmiş, kitaplarının çoğu daha o yıllarda ikinci, üçüncü baskı sayısına ulaşmıştı. Ölümünden bir yıl sonra annesi Makbule Hanım'ın koyduğu "Sait Faik Hikaye Armağanı", bugün de varlığını sürdürüyor.
Öykücülüğü üzerine
Sait Faik gibi bir yazar ve eserleri üzerine yapılmış pek çok değerlendirme var kuşkusuz. Bu değerlendirmeler içinde Tahir Alangu'nun "Cumhuriyetten Sonra Hikaye ve Roman" çalışmasında yer alan Sait Faik bölümü, -hem yazarın etkilerinin hala sıcaklığını koruyor olması, hem de Alangu'nun titizliği açısından- en başarılılarından bir tanesi. Yazının geri kalan bölümünü onun çalışmasından alıntılarla sürdürürken, Sait Faik'i tanıtmanın yanı sıra, Tahir Alangu'nun eleştiri tarzını da hatırlatmayı amaçladım.
"Düşünce ve duygularını, hele kendi kurallarını getiren yeni bir sanatçı olarak başıboş ve özgür yaşama tutkularını anlamayan, buna karşı olan bir çevrede yetişti. Ancak on beş yıl çabaladıktan sonra kendini bu topluma bir parça kabul ettiren, küçük bir üne sahip olabilen Sait Faik'in, aile çevresinden başlayarak yaşadığı öteki çevrelerle tam ve düzenli, doyurucu ve destekleyici bir anlaşma içinde olduğu söylenemez. İlk hikayelerinden başlayarak bütün eserlerinin, artistçe kendi uslubunda bir yaşamayı yadırgayanlarla çatışmalarının aynası olduğu görülür. Bu tür bir çatışmanın olmadığı yerde de, çağının sanatını ve yerleşmiş sanat ölçülerini aşan bir yeni ve güçlü sanat eserinin yeşermeyeceği de açıktır. Böylece onda, edebiyatı, özentilerden, romantik ucuzluklardan kurtarmak, bir başka kata yükseltmek isteyen bir davranışın varlığı daha ilk adımlarından belli olmaktadır. Sait Faik, hikayeyi "edebiyat yapanların" elinden kurtarmaya gelmiştir.
Onun ilk hikayelerinden başlayıp gerçeklerden düşlere doğru yürüyen anlatışındaki zaman zaman değişen kuruluş denkleminin, ölümüne yakın yıllarda tamamiyle değişeceğini, gerçeğin allegoriler, gerçeküstü unsurlarla kapatılacağını göreceğiz. Git gide gerçekten; küçük adamlar kalabalığının yaşadığı hayattan koparak, yalnızlığın vahşiliğine, "kavun acısı yalnızlık"ın dehşet verici bunaltılarına, yaklaşan ölümün ezici gölgeleri arasına karşıp yürüyüşünü, yine hikayelerinin aynasından seyredeceğiz. Hayatı ve eserlerinin iç içe oluşu, onun sanat anlaşının olduğu kadar, ancak çok iyi bildiği konuları ve hayatları anlatmak istemesinin de bir sonucuydu. Düşünce ve sanata karşı alabildiğince kayıtsız, sağır bir çevrede, dış çatışmalarla bezgin, içe dönük ve kavgacı, umutla umutsuzluk arasında, kaybettiklerini kenar mahalleler, köprü altları, balıkçılar ve küçük insanların yaşamlarına katılarak bulmak istedi.
İlk hikayelerinde olayları toplumcu bir açıdan gözlemeye çalıştığı, gözlemci bir gerçekçiliğe yöneldiği görülür. Bu yıllarda, "Vakit gazetesi" çevresindeki yazarlar arasında tutulan, toplum çatışmalarını anlatan hikayeleri ile "küçük adamın günlük yaşayışını" ele almaya başladı. Eskilerin kenarda köşede unuttukları, kimselerin varlığından haberdar olmadıkları "küçük adam"ı edebiyatımıza getiren o olmadıysa bile, yerleştiren, bilinmeyen yönlerini gösteren, bir moda haline getiren, en güzel hikayelerini yazan o olmuştur. Ona göre, asıl hikaye çekişmeler ve çatışmaların yaşam ve geçim kavgası ile ilgili olan yanında değil, onun ötesinde kalan yaşama sevincinde, halkın hayatında sürekli olarak giden, direnmeyi güzel ve umutlu bir hale getiren paylaşılmış sevgidir.
Sait Faik, yeni, kendine has, büyük şehrin aylaklarına yönelmiş hikayelerine, onu yavaş yavaş ölüme götürecek bir hastalığın teşhisi ile birlikte başladı. Ölüm korkusunun, onu, hikayede bir anlamda yaşama ve yazma tutkusu içinde herşeyi unutmağa, belki de ardında yaşayacak bir varlık bırakma endişelerine götürdüğünü, sonunda sıtmalı bir yazma devresine girdiğini görüyoruz. Ayrı din, millet, zümrelere bağlı insanlar ve mesleklerin ayırıcı çizgilerinin ötesindeki ortak vasıflara yönelerek, İstanbul'un beşeri bütünlüğünü veren mozayiğin ayrıntıları arasına iyice karışıp gömülerek, 1946-1954 yılları arasındaki sekiz yıl içinde ölümü bekleyişin sıkıntılarını avutmuştur. Hikayede hayatı, hayatta süreli ve düşlü hikayeleri yaşaması birbirinden ayrılamıyacak denli içe içe geçmiştir.
Özet Olarak
Sait Faik, kuruluşuna katılmadığı bir dünyanın kendine uymazlığı yüzünden dışa düşmüştü. İçinde yaşadığı toplum o süre içinde, Osmanlı yaşama uslubundan kopuşunu çabuklaştırmış, yeni bir yaşama düzeni ise "yeni insanı" destekleyecek ölçüde gelişmemişti. İnsan yenileşmesi başka yenileşmelerle orantılı olmadığından, yaşam bir yerde kuruyuvermişti. Sanata, bilime, devrimlere yönelen kuşaklar, kurulu düzenin çıkarcı tersliği karşısında bocaladılar. Devrimlerin duraklayışı, devletin aydın ve sanatçı kuşaklardan koruyucu ve yol açıcı desteğini kesişi de, bu yeni edebiyat öncülerini toplumdan kopardı, yabancılaştırdı. Sanatçıları çoğu, eski uygarlık düzenini yitiren, yenisini kuramayan düzensizliğin kargaşası içinde, evrime değil, yokluğa düştüler. Sait Faik'in arkadaşlarının çoğunun başına gelen budur. Sait Faik'in hayat dramı, onu yokluğun da, evrimin de karşısında kalıp direnmeye zorladı. Onun son hikayelerinde "gerçeküstücülüğe yönelik özellikler bulanlar oldu. Onda düşünceden, bilinçli seçmeden gelen bir gerçeküstücülük değil, yukarıdaki şartlara göre ve o anlamda bir "gerçeği örtme", yaşadığı dramı ifade etme sözkonusudur.
Onun eserlerinde bir çağın bütün anlamı, kendi kuşağının düşünce ve davranış çıkmazlarının zengin bir tasviri vardır. Bu eserlerde yalnız Sait Faik'in değil, kargaşanın ortasında bırakılmış kuşakların dramı da anlatılmıştır
SAİT FAİK ABASIYANIK’IN YAŞADIĞI DÖNEM

Sait Faik. Büyük Türk öykücüsü. Yapıtlarında kenti ve doğayı yalın bir gerçekçilikle yansıtırken içsel çatışmalarını da aynı yalınlıkla dile getirmiştir. Hikayeye yeni bir anlayış getirmesinin yanı sıra, hikayenin biçimini yenileştirmiş ve onu bildik kalıplardan kurtararak ‘özgür bir hikaye’ de yaratmıştır. Süslü, ağdalı bir anlatım biçimi yerine yaşamın ta içinden gelen bir dil kullanmayı yeğlemiş, sesi zaman zaman kendi kendine serzenişlere, bazen de öte kıyılarda yankılanan bir çığlığa dönüşmüştür.Gerçek adı Mehmet Sait olan Abasıyanık, 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda doğdu, 11 Mayıs 1954’te İstanbul’da öldü. İlköğrenimini Adapazarı’nda yaptı. Kurtuluş Savaşı’nın ertesinde ailesi İstanbul’a taşınınca, İstanbul Lisesi’ne girdi ve ardından ortaöğrenimini Bursa Erkek Lisesi’nde tamamladı. 1928-30 yıllarında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okudu. Bir yıl sonra babasının isteği üzerine iktisat eğitimi için yurtdışına gitti. Burada fazla kalmadı ve Fransa’ya giderek doğal çevresi ve kültürel yapısı ile kendisine çekici gelen Grenoble’de üç yıl kaldı. Groneble’de sürdürdüğü dağınık yaşam tarzı nedeniyle babası onu geri çağırdı ve yükseköğrenimini yarım bırakarak yurda döndü. Yağ İskelesi’nde açtığı ticarethanede işler yürümeyince burayı kapatır ve geçimini kaleminden sağlamaya başlar. Artık kışlarını Şişli’deki evinde, yazlarını da çok sevdiği Burgazada’da geçirir.Sait Faik şiir yazmaya lise yıllarında başlar, ardından öyküleri yayımlanır. Öykülerindeki şiirsellikle daha o zamandan insanları kendine hayran bırakır. Uçurtmalar ve İpekli Mendil adlı ilk öykülerinden sonra kendisini tamamen öykü yazmaya verir. Sait Faik, öykülerinde işçi ve emekçileri, kimsesiz çocukları, köşe başındaki dilenciyi ve bankta pineklik eden ayyaşı konu eder. İlk yapıtları Semaver, Sarnıç, ve Şahmerdan’da çocukluk ve gençlik yıllarının hatıraları, Fransa’da kaldığı yıllarda yabancı çevreye olan yabancılaşması ve insan ilişkilerine dayanan tutumu yer alıyordu. Kimi zaman İstanbul’un kenar semtlerini, yoksul insanları, küçük insanların serüvenlerini ve en önemlisi insan sevgisini anlattı. Züppe burjuva insanlarına kızdığı bu dönem öykülerinde yoksulları yüceltir ve yaşama sevinci ağır basar. İkinci dönem öykülerinde ise insanları bireyler olarak ayrı ayrı değerlendirmeye ve eleştirmeye başladığını görürüz. Bunu takip eden üçüncü dönemde ise yazarın yaşama sevinci yavaş yavaş solar ve yerini hüzne bırakır. Asıl ününü, bu dönemde kaleme aldığı, yaşadığı Burgaz adasından ve çevresinden kaynaklanan, Rum balıkçıları, denizi, deniz kuşlarını, balıkları, doğayı konu edinen Lüzumsuz Adam, Mahalle Kahvesi, Son Kuşlar, Kumpanya ve Havuz Başı hikayeleriyle yaptı. Uzun öykülerinin yer aldığı ilk kitabı Havada Bulut’ta Sait Faik, tamamen yalnızlığı, hüznü, çaresizliği, kaçıp gitmeyi anlatır. 1940 yılında yayımlanan, yoksul insanların yaşam mücadelesini anlattığı Medarı Maişet Motoru adlı roman, tema bakımından olduğu gibi, birbirine eklenmiş hikayeler dizisi oluşturmaları bakımından da diğer kitaplarının tekrarı görünümündedir. Bu kitabın ikinci baskısı 1952’de yapılır. 1951’de yayımladığı Kayıp Aranıyor romanı ise yerleşik ahlak kurallarını taşıması, toplumun türlü kesiminden insanları karşı karşıya getirmesi ve toplumdan kopmuş aydınları eleştirmesiyle dikkat çeker. Bilinçaltını dile getiren, çağrışımlarla gelişen, sağlığının bozulduğu son dönemlerdeki tedirgin, yalnız dünyasını yansıtan hikayelerinde (Alemdağ’da Var Bir Yılan) gerçeküstücü öğeler dikkat çeker. Şimdi Sevişme Vakti adlı kitabında ise, sevecen yaklaşımlı, serbest nazımla yazılmış şiirleri bir araya toplamıştır.1951’de Kayıp Aranıyor romanının toplatılması Sait Faik’in hayatında ara verdiği üç önemli olaydan biri olur. 1939 yılında babasının ölümü ile yazmaya ara veren yazar, 1946’da da kendisine siroz teşhisi konması üzerine bir süre edebiyattan uzaklaşır. Tedavi için 1951’de Paris’e giden Sait Faik, Samet Ağaoğlu’na yazdığı mektupta hastaneye yatmadan bir gece önce titrediğini, buz gibi terler döktüğünü ve hastaneye yatamayacağını anlayarak biletini alıp derin bir huzur içinde uçağa bindiğini anlatır…Paris’ten bu kararı alarak dönmesinden üç yıl sonra sıklaşan krizleri sebebiyle hastaneye kaldırılan Abasıyanık, 11 Mayıs 1954’te yaşama veda etti. Sait Faik, yazarlığı boyunca yaşamı ve doğanın eşsiz güzelliklerini satırlarının arasına kattı. Onu Sait Faik yapan sıradan insanda, evrensel insana giden ruhun özünü bulabilmiş olmasıdır. Başarısının tek ölçütü olarak insanı görmüştür. Kalabalıkların içindeki trajediyi gözler önüne serer. Yoksulların ve ezilmişlerin safında yer alır, çalışkan dürüst insanların arasına karışabilmek için adalara koşar ancak adaya sığınmak da onu kurtaramaz. Sevdiği insanların, namuslu saydığı insanların, iş ekmeğe gelince nasıl insafsız, nasıl kötü olabildiklerini görmüştür. Sait Faik, duygularını şu sözleriyle dile getirir: “Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra öptüm. Yazmasam deli olacaktım…”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Admin
BİNBAŞI
BİNBAŞI
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 1026
Yaş : 27
Nerden : diyarbakır
İş/Hobiler : çalış
Lakap : liseli
Points : 69
Kayıt tarihi : 05/10/07

MesajKonu: Geri: sait faik abasıyanık   Cuma Kas. 09, 2007 6:14 pm

paylasım için saol
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ogrenciyiz.forumo.biz
_FeDeRaL_
ER
ER
avatar

Mesaj Sayısı : 72
Points : 0
Kayıt tarihi : 16/10/07

MesajKonu: Geri: sait faik abasıyanık   Cuma Kas. 09, 2007 6:16 pm

paylasım için tesekkurlerr
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
By SeMp@t!q
ER
ER
avatar

Mesaj Sayısı : 5
Points : 0
Kayıt tarihi : 16/12/07

MesajKonu: Geri: sait faik abasıyanık   Çarş. Ara. 19, 2007 4:16 pm

warya kardesim konun tam oldu warya edebiyatcı bize bunu bulup gelceksiniz diodu çok çok saol böle saglam konular yap kardesim süpersin yaeh
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Admin
BİNBAŞI
BİNBAŞI
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 1026
Yaş : 27
Nerden : diyarbakır
İş/Hobiler : çalış
Lakap : liseli
Points : 69
Kayıt tarihi : 05/10/07

MesajKonu: Geri: sait faik abasıyanık   Paz Ara. 23, 2007 12:59 pm

kimin kardesi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ogrenciyiz.forumo.biz
 
sait faik abasıyanık
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Kısa Anlamlı Sözler

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
::::::::::::::: :: ÖĞRENCİ FORMU :: EDEBİYAT :: yazarlar-
Buraya geçin: