:::::::::::::::

SiTeMiZe Hoooş GeLDiNiZ LüTFeN '''''üYe oLuNuZ''''''
 
AnasayfaSSSÜye ListesiKullanıcı GruplarıAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ödenmli türk denizcileri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
BİNBAŞI
BİNBAŞI
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 1026
Yaş : 27
Nerden : diyarbakır
İş/Hobiler : çalış
Lakap : liseli
Points : 69
Kayıt tarihi : 05/10/07

MesajKonu: ödenmli türk denizcileri   C.tesi Ekim 06, 2007 7:11 am

PİRİ REİS
Ünlü bir Türk amirali ve coğrafya bilginidir. Muhiddin Piri Osmanlı denizcilerinin yatağı Gelibolu'da doğdu. Çağını aşmış insanlardan biri olarak karşımızda duran Piri Reis, 16. yüzyıl Osmanlı dünyasının renkli kişilerindendir. Korsan, gemi reisi, gezgin, Osmanlı donanmasını Mısır kaptanı, Türk haritacılığının gerçek kurucusu, eşsiz bir kartograf ve deniz bilimleri üstadıdır. Eserleri beş yüz yıl sonra yine ilgi çekmekte, hayranlık uyandırmakta, nasıl oluşturulduğu üzerinde tartışmalar yapılmaktadır
Amcası Kemal Reis'in yanında denizciliğe başladı. Kemal Reis'le birlikte Endülüs Müslümanlarının İspanyollardan kurtarılmasına (1486), Sicilya, Korsika, Sardunya ve Fransa kıyılarına yapılan akınlara katıldı (1490-1491). 1494 yılına kadar batı Akdeniz'in hemen her köşesinde amcası Kemal Reis ile birlikte yelken açan Piri Reis, II.Bayezid'in Venedik üzerine sefer hazırlığına girmesi ve Akdeniz'de korsanlık eden bütün levend reislerini Osmanlı donanmasına katılmaya çağırması üzerine Kemal Reis ile birlikte, kıymetli hediyelerle İstanbul'a gelip II.Bayezid'in huzuruna çıktı. Bu tarihten sonra onları Osmanlı donanmasının resmi hizmetlisi olarak görmekteyiz. Piri Reis Kitab-ı Bahriye de bu olayı şöyle anlatır:
"Ki bir gün lütfedip Bayezid Han
Gönderdi bize emr-i ferman
O emrin tarihi bu idi ey can
Buyurmuş ki:Kemal gelsin kapıma
Deniz hizmetleri etsin tapuma
Dokuz yüzde gelip tuttuk vatan
Ki sonra şahın emriyle yapıp seferler
Deniz yüzünde hep bulduk zaferler"
Piri Reis 1495'den 1510 yılına kadar İnebahtı, Moton, Koron, Navarin, Midilli, Rodos gibi Osmanlı deniz seferlerinde gemi reisi ve filo komutanı olarak yer aldı. Sinoplu şair Safai, Fetihname-i İnebahtı ve Moton adlı eserinde, Piri Reis'in Moton Kalesi'nin alışı sırasındaki kahramanlığını övgü dolu sözlerle anlatır:
"Gördü Piri Reis can attı
Kıçtan Candarlı'ya çattı
Korkud'un sancağın çıkardı
Cenk ile iki kafir öldürdü
İrdi iki sipahi pür ahenk
Piri'ye cenginde ola hemrenk."
1511 yılında Kemal Reis bir deniz kazasında ölünce, Piri Reis Gelibolu'ya çekilmiş ünlü Dünya Haritası'nın çizimiyle uğraşmaya başlamıştır. Nitekim bu harita üzerinde yapım yılı olarak 1513 tarihi görülür. Kemal Reis'in ölümünden sonra Oruç Reis'in hizmetine geçerek Akdeniz'de bazı seferler çıktığı bilinen Piri Reis, Oruç Reis'in Yavuz Sultan Selim'e gönderdiği hediyeleri vermek için İstanbul'a geldikten sonra çizimini 1513'de tamamladığı dünya haritasını Yavuz Sultan Selim'e sunmuş ve tekrar Osmanlı devleti hizmetine girerek 1517'de Mısır'ın fethine giden donanmaya katılmıştır.
Bu tarihi izleyen yıllarda Barbaros'un ünlü kaptanlarından, halazadesi ve adaşı Muhiddin Reis ile Akdeniz'de yelken açmakla birlikte, genellikle Gelibolu'da kalıp haritaları ve Kitab- Bahriye üzerinde çalışmıştır.
Sadrazam İbrahim Paşa'nın destekleri ile 1525'de Kitab-ı Bahriye'yi bazı eklerle yeniden düzenleyerek Kanuni'ye sunulacak duruma getirdi ve 1526'da saraya sundu. Kuzey Amerika Haritası olarak tanınan eserini ise 1528'de Kanuni'ye takdim edip sultanın iltifatlarına ulaştı.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında, 1547'de Hint Kaptanlığı da denilen Mısır Kaptanlığı'na atandı. Görevi sırasında Umman ve Basra üzerine iki sefer yapmıştır. 1548 yılında çıktığı ilk seferde Yemen ve Aden'de Portekiz kuvvetleri ile çarpıştı, Aden'i ikinci kez Osmanlı ülkesine kattı. 1552'de çıktığı ikinci seferinde 30 gemiyle hareket ederek Maskat kalesini aldı ve Hürmüz kalesini kuşattı. Daha sonra Portekizlilerden aldığı haraç karşılığında kuşatmayı kaldırarak yıpranmış durumdaki donanmasıyla Basra'ya döndü. Basra limanında onarıma ve dinlenmeye muhtaç durumda olan donanmasını bırakıp ganime yüklü üç gemi ile Mısır'a ulaşmak için yola koyuldu. Gemilerden biri fırtına yüzünden yolda battı. Mısır'a döndüğünde, donanmayı Basra limanında bırakması hizmette kusur sayıldı ve hapsedildi.
Basra valisi Kubat Paşa'ya ganimetten istediği haracı vermemesi yüzünden ve yeni Mısır Beylerbeyi Ahmet Paşazade Mehmet Paşa'nın olumsuz tutumu ve mevki hırsı nedeniyle, Padişah Kanuni Sultan Süleyman'a aleyhte rapor vermesi üzerine İstanbul'dan gönderilen fermanla 1554'de, Kahire'de, boynu vurularak idam edildi. Terekesine devletçe el konuldu. Öldüğünde 80 yaşının üzerinde idi. Ölümünden sonra adını sürdüren Mehmet Reis Osmanlı donanması reislerinden biriydi.

Emir Çaka Bey
Oğuz Türkleri, Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan liderliğinde 1071 yılından itibaren Anadolu’ya yerleşmeye başlamış ve 1081 yılına kadar öncü Türk Beylikleri, Ege ve Marmara kıyılarına ulaşmışlardır. Geniş bozkırlarla kaplı Orta Asya’dan gelip Anadolu’yu vatan olarak benimseyen Atalarımız, başlangıçta ufukta güneş ve gökyüzü ile birleşen coşkun ve hırçın denizi biraz ürkütücü ve şaşkınlık verici bulmuşlarsa da, kısa sürede ona dostluk elini uzatarak, mavi sularda kendilerine yer aramaya başlamışlardır. Çaka Bey işte bu dönemde, Batı Anadolu'da hakimiyet kurmuş ve ilk Türk deniz savaşı filosunu oluşturarak askeri başarılar kazanmış bir Türk komutanı ve denizcisidir.
Çaka Bey Oğuzlar’ın Çavuldur boyuna mensuptu. Malazgirt Savaşı sonrasındaki Bizans İmparatorluğu kuvvetleri ile giriştiği bir çatışmada esir düşmüş, İstanbul'a götürülmesini takiben İmparator III. N. Botaniates’in dikkatini çekerek Bizans sarayına alınmıştır.
Burada çok büyük ilgi görmüş, serbestçe hareket etmesine izin verilmiş ve sonraki yıllardaki başarıları açısından önem arzedecek pek çok bilgi ve tecrübeyi edinmiş, bu arada Yunanca da öğrenmiştir. Bizans İmparatorluğu deniz kuvvetlerini yakından incelemiştir. 1081 yılında Bizans tahtına İmparator Aleksi Komnen geçince hürriyetine kavuşmuştur.
Türkleri denizlerle kaynaştıran ilk öncü, Emir Çaka Bey olmuştur. Çaka Bey Selçuklu ordusundan bağımsız hareket ederek, İzmir'i ilk defa olarak Türk idaresine katmış, daha sonra İznik'te payitaht kurmuş bulunan Selçuklular ile güçlerini birleştirmiştir. Çaka Bey İzmir merkezli bir beylik kurarak sınırlarını genişletmek için mücadeleye başlamıştır. 2-3 yıllık bir süre içinde Urla, Çeşme, Sığacık ve Foça’yı zaptederek bu kesimdeki geniş sahil boyunu sınırları içine almıştır. Hedefi Ege Denizi’nde hakimiyet kurmaktı.
Emir Çaka Bey, denizci kimliğini Beyliğin tüm kurumlarına yansıtarak, Türklerin, artık rakipleriyle denizlerde de kıyasıya mücadele edebilecek bir duruma gelmesini sağlamıştır.
Çaka Bey, İzmir’de o döneme göre modern sayılabilecek bir tersane yaptırmış ve tersane civarındaki bölgeyi deniz üs kompleksine dönüştürmüştür. Bu aşamadan sonra gemi inşa faaliyetlerine geçilmiş; kürekli ve yelkenli gemilerden oluşan 50 parçalık ilk Türk donanması 1081 yılında inşa edilmiştir. Bu yıl, Türk Deniz Kuvvetleri açısından son derece önemlidir. Çünkü, 1081 yılı Deniz Kuvvetlerimizin kuruluş yılı olarak kabul edilmektedir. Öncü denizcimiz Emir Çaka Bey, 1081 yılında 50 parçadan oluşan ilk Türk donanması ile Ege’nin sıcak sularına yelken açmıştır. Bu seyir sıradan bir seyir değil, tarihi şan ve şerefle dolu Türk Deniz Kuvvetlerinin doğuşudur. Bu seyir, 922 yıllık tarihi bir miras ve köklü bir geleneğe sahip olan Türk Deniz Kuvvetlerinin Akdeniz (Ege Denizi) ile kucaklaşması ve denizlerdeki rekabetin saygın bir oyuncusu olmasıdır. İlk Türk donanması 1089 yılında Midilli, 1090 yılında ise Sakız Adası’nı fethederek denizlerin dünyasına hızlı bir giriş yapmıştır.
Türkler denizlerle tanışmış; onunla arasında gönül köprüsü kurmuştur. Ancak, denizlerde dolaşmanın bir bedeli olmalıydı: 19 Mayıs 1090 tarihinde Karaburun ile Sakız Adası arasında kalan Koyun Adaları civarında Çaka Beyin donanması, Bizans donanması ile karşılaştı. Savaş kaçınılmazdı.
Çaka Bey, İstanbul’daki esaret günlerinden beri kendisini bu gün için hazırlamıştı: Sınırsız bir uyum sağladığı denizin, insanın akıl ve yaratıcılığını harekete geçirdiğinin bilincindeydi. 17 çektiri ve 33 yelkenli olmak üzere toplam 50 savaş gemisinden oluşan donanmasını, seri taktik manevralarla ustalıkla sevk ve idare ediyor; düşmana en zayıf yerlerinden ard arda darbeler indiriyordu. Bizans donanması ağır kayıplarla geri çekilmek zorunda kalmıştı.
İlk Türk Deniz Zaferi’ni, Öncü Denizci Emir Çaka Bey sayesinde kazanan Türkler, denizlere artık daha büyük bir umut ve güvenle bakmaya başlamışlardır. Emir Çaka Bey, bu zaferinden sonra denizlerdeki kontrol sahasını genişletmiş ve donanması ile Çanakkale önlerine kadar yaklaşmıştır. Bizans’ın, Emir Çaka Beyi durdurmak için kullandığı yöntem, tarihimizin çeşitli dönemlerinde ve hatta günümüzde de sık sık karşımıza çıkan, artık klasik olarak adlandırılabilecek bir nitelik taşıyordu: Anadolu Selçuklu Sultanı I.Kılıç Arslan’ı kışkırtarak, ona karşı kullanmak. Bizans ve Selçuklular için bir tehlike olan Çaka Bey, bu surette ortadan kaldırılmış bulunuyordu.
Ege bölgesinin ilk fatihlerinden olan Çaka Bey, I.Kılıç Arslan’ın hilesinin kurbanı olup öldüğü sırada tarih 1095 idi. Böylece, İzmir Beyliği kuruluşundan sadece 14 yıl sonra yıkılmış oldu
Emir Çaka Beyin 1095 yılında zamansız ölümü, yükselen bir değer olan Türk Denizciliği’nin gelişim hızını yavaşlatmıştır. Çaka Bey sadece usta bir denizci komutan değil, aynı zamanda bir deniz düşünürü idi. Çaka Beyin ateşlediği denizci yaklaşımın ivmesini kaybetmesi belki de, İstanbul’un Fethi’ni 350 yıl gecikmeye uğratmıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ogrenciyiz.forumo.biz
Admin
BİNBAŞI
BİNBAŞI
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 1026
Yaş : 27
Nerden : diyarbakır
İş/Hobiler : çalış
Lakap : liseli
Points : 69
Kayıt tarihi : 05/10/07

MesajKonu: devam   C.tesi Ekim 06, 2007 7:11 am

BARBAROS HAYREDDİN PAŞA (1478 - 1546)
1478 yılı dolaylarında Midilli'de doğdu. Aslen Vardar yenicesinden olan babası Yakup Ağa, bir Osmanlı sipahisiydi ve 1461 yılında Midilli'nin fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed ile birlikteydi.
Asıl adı Hızır olduğu halde Barbaros ve Hayreddin lakaplarıyla tanınır. Batılılar havuç rengine çalan kırmızı sakalından dolayı, ağabeyi Oruç'a verdikleri "Barbarossa" adını daha sonra Hızır için de kullandıklarından Barbaros diye tanınmış, Hayreddin lakabını ise kendisine Yavuz Sultan Selim takmıştır.
Osmanlı Donanması kaptanpaşalığına yükselmeden önce deniz ticaretiyle uğraşan Hayreddin, Akdeniz’de korsanlık yapmıştır. Selanik Körfezi dolaylarında başlayan ticaret hayatı, kardeşi Baba Oruç’un Rodos şövalyelerine esir düşmesiyle sekteye uğradı. Baba Oruç’u kurtarmak için Bodrum’a gelen Barbaros Hayreddin, daha sonra Midilli’ye geçerek ticaret hayatına devam etti.
I. Selim’in, kardeşi Korkut’un Osmanlı toprakları dışına kaçmasına engel olmak için kıyılarda yasaklamalara gitmesiyle, 1510 yılında Tunus ve Trablusgarb arasındaki Cerbe Adası’na gitti. Orada kardeşi Oruç Reis ile buluşarak küçük bir donanma kurdu ve Avrupa ülkelerinden gelen gemileri yağmalamaya başladılar.
1515 yılında Yavuz Sultan Selim’e gönderdiği hediyelerle sarayda resmi olarak tanınıp, bilinir oldu. Padişah’tan yardım alan Barbaros, sahip olduğu donanmayla İspanyollar’la savaştı. Kaptanpaşalığa getirildikten sonra, Tunus, Mayorka, Apulya, Venedik, Adalar Denizi ve Akdeniz seferlerinin yanı sıra 1538 yılında, 122 gemiden oluşan donanmasıyla Andrea Doria yönetimindeki 600'den fazla gemiden oluşan Haçlı donanmasına karşı Turgut Reis ve diğer reislerle beraber sefere çıktı ve büyük bir zafer kazandı. Fransa Kralı'nı korumak için yaptığı Nice seferi, en son seferidir. 1544 yılında İstanbul’a dönen Barbaros Hayreddin Paşa, yalnızca Fransa Kralı’nı kurtarmakla kalmadı, Fransa’nın elindeki Müslüman esirlere özgürlüklerini kazandırdı ve yüklü bir savaş ganimetiyle yurda döndü.
Türk denizciliğine en parlak devrini yaşatan Barbaros Hayreddin Paşa, 1534 yılında fiilen başladığı ‘Kaptanpaşalık’ görevini, 12 yıl boyunca başarılı bir şekilde sürdürdü. .
Bir çok zafer kazanan Barbaros, Avrupa'da nam saldı. Avrupalılar çocuklarını Barbaros geliyor diye korkutur hale geldiler. 5 Temmuz 1546 tarihinde vefat eden Barbaros Hayreddin Paşa, sağlığında Beşiktaş'ta yaptırdığı medresenin yanındaki türbesine defnedildi. Onun ölümü için "Mate reisü'l-bahr-Denizin reisi öldü" denildi. Barbaros Hayreddin Paşa zamanında Osmanlı denizciliği gücünün zirvesine ulaşmış, onun mektebinde yetişen değerli denizciler ve teşkilatlı tersane sayesinde bu güç varlığını bir süre daha devam ettirmiştir.
Barbaros Hayreddin Paşa, alim ve cesur bir komutandı. İri yapılı ve kumral tenliydi. Saçı, sakalı, kaşları ve kirpikleri çok gürdü. Ömrü denizlerde geçtiğinden Rumca, Arapça, İspanyolca, İtalyanca ve Fransızca gibi Akdeniz dillerini çok iyi bilirdi. Çinili Hamam kendisine aittir. Oğulları Mehmed Paşa, Hasan Paşa ve Vali Paşa'dır.
ORUÇ REİS (Midilli 1474 - Cezayir 1518)
En büyük Türk denizcilerindendir. Ebu Yusuf Nurullah Yakub'un oğlu. Midilli'de doğdu. Hızır ve İlyas Reis'lerin ağabeyidir. Yunanca, Arapça, İtalyanca, İspanyolca ve Fransızca'yı öğrendi. Kardeşi İlyas Reis ile birlikte deniz ticareti yaparak hayata atıldı.
Böyle bir sefer sırasında Rodos şövalyelerine esir oldu. Esirlikten kurtulunca Memluklu Sultanı Kansu Gavri'nin hizmetine girdi ve Mısır ince donanmasının başına getirildi. Mısır donanmasıyla birlikte İskenderun körfezinde bulunduğu sırada Rodosluların saldırısına uğradı.
Yavuz Selim'in ağabeyi Sultan Korkut'tan büyük yardım gördü ve Korkut Çelebinin verdiği 18 oturaklı bir gemiyle korsanlığa başladı. Bu gemisi de Rodoslular tarafından ele geçirildi. Korkud Çelebi ona 22 oturaklı bir gemi daha verdi. Oruç Reis İtalya kıyılarını yağmalamaya başladı. Yavuz Sultan Selim padişah olunca (1512) Anadolu kıyılarını bırakarak İskenderiye'ye gitti. İskenderiye'den sonra Cerbe adasını kendisine merkez yaptı. Kardeşi Hızır Reis de burada kendisine katıldı. Kısa zamanda Fransa ve İtalya arasındaki sulara hakim olunca Avrupa devletleri endişelendiler.
Tunus Sultanı Mulay Muhammed ele geçirecekleri ganimetten 1/8 pencik ve 1/50 liman vergisi vermeleri şartıyla Oruç Reis'e Halk-ül Vad kalesini verdi. Buradan yapılan çıkışlarda İspanyol ve İtalyan gemilerini ele geçirdi, kızıl saçlı ve sakallı olması sebebiyle İtalyan ve İspanyollar tarafından Barbarossa adı verilen Oruç Reis'in ünü bütün Batı Akdeniz'e yayıldı.
Bicaye kalesine sığınan İspanyol gemileriyle yaptığı bir çarpışma sırasında kaleden atılan toplarla kolundan yaralandı. Bu yaralı kolu daha sonra kesildi. Piri Reis'in emrinde 6 gemiyi İstanbul'a yolladı. Piri Reis, Yavuz Sulatan Selim'e Oruç Reis'in gönderdiği hediyeleri sundu. Yavuz Sultan Selim de Oruç Reis'e elmas kabzalı iki kılıç, iki hil'at ve iki gemi gönderdi. Bu sırada Oruç Reis Cicelli kalesini ele geçirdi. Bicaye kalesini de ele geçirmek için çatıştıysa da başaramadı. Cicelli'ye geri döndü. Burada Berberi kabileleri arasındaki anlaşmazlıklara karıştı; berberi reislerinden Abdülaziz ile Kuko Ahmet arasındaki anlaşmazlıkta Abdülaziz tarafını tuttu, böylece berberiler arasındaki nüfuzu arttı. Cezayir şehri halkı kendilerini İspanyollardan kurtarması için Oruç Reis'e başvurdu.
Oruç Reis Cezayirlilerin bu çağrısını kabul etti; 21 gemi ve karadan da 500 kişilik birlikle Cezayir üstüne yürüdü (1516). Kısa zamanda şehre hakim oldu. İspanyollar Cezayir limanı ağzında bulunan adaya (Penon d'Alger) çekilmek zorunda kaldılar. Cezayir'in Oruç Reis'in eline geçmesini istemeyen İspanyollar Don Diego de Vera kumandasında 180 parçalık donanma ve 15.000 kişilik bir ordu ile şehri almak istedilerse de başaramadılar. Oruç Reis İspanyolların müttefiki olan yerli kabileleri yendi ve Cezayir'in 150 km batısındaki Tlemsen kalesini ele geçirdi. Cezayir'de yönetimi düzenlemek için kardeşleriyle iş bölümü yaptı. Cezayir'in doğu kısmının yönetimini Hızır Reis, batı kısmının yönetimini ise Oruç Reis üstüne aldı. Bütün ülkede nüfus ve arazi sayımı yapıldı. İspanyol nüfuzu altında bulunan Tlemsen hükümdarlarına bağlı olan Kal'atül Kıla ve sonra da Tlemsen alındı.
İspanyollar Tlemsen'i Oruç Reis'den geri almak ve eski hükümdarı tekrar başa geçirmek için Don Martin d'Argote kumandasındaki bir kuvveti Cezayir'e yolladılar. İspanyollar önce Kal'atül Kıla'yı aldılar. Oruç Reisin kardeşi İshak İspanyollar tarafından şehit edildi.
Daha sonra Marki de Comares komutasındaki bir ordu Tlemsen'i kuşattı. Oruç Reis İspanyolların ve onlarla işbirliği yapan yerlilerin saldırılarına karşı 6 aydan daha fazla bir süre dayandı. Sonra yanında kalan 40 kadar adamıyla kaleden çıktı. İspanyol hatlarını yardı. Arkasından gönderilen Garcia de Tineo kumandasındaki İspanyollar ile Salado ırmağında yapılan son bir savaşta şehit oldu. Hızır Reis (Barbaros Hayreddin Paşa) Cezayir emiri olarak ağabeyinin yerine geçti (1518).
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ogrenciyiz.forumo.biz
Admin
BİNBAŞI
BİNBAŞI
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 1026
Yaş : 27
Nerden : diyarbakır
İş/Hobiler : çalış
Lakap : liseli
Points : 69
Kayıt tarihi : 05/10/07

MesajKonu: devam   C.tesi Ekim 06, 2007 7:13 am

SEYDİ ALİ REİS (İstanbul 1498 - İstanbul 1562)
Büyük bir Türk amirali, coğrafya ve matematik bilginidir. İstanbul, Galata'da doğdu. Sinoplu bir aileden gelmedir. Dedesi, II. Mehmet zamanında tersane kethüdalığında, babası Hüseyin ağa da darüssınaa kathüdalığında bulunmuşlardı. Kendisi de tersanede reis olarak çalıştı. Barbaros Hayreddin Paşa'nın yanında yetişti.
Seydi Ali Reis, tersane kethüdası olduğundan bir deniz harekatında bağımsız olarak kumandanlık yapmadı. Rodos'un fethine (1522) ve daha sonra Akdeniz'de cereyan eden bütün deniz savaşlarına Barbaros'un yanında katıldı ve batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi. Preveze Deniz Savaşında (1538) Osmanlı donanmasının sol tarafına komuta ederek büyük yararlıklar gösterdi ve bu savaştan sonra adı daha çok duyulmaya başlandı. Trablusgarp'ın fethiyle biten harekatta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalıştı (1551).
Kanuni Sultan Süleyman tarafından, Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis'in yerine Hint kaptanlığına atandı ve Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle görevlendirildi. Bu olay onun yaşamının da dönüm noktası oldu. 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledi ve donanması ile Basra'dan ayrıldı (1554). Basra'dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş'e doğu yol alırken Horfakan şehri açılarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam etti.
Maskat yakınlarında 34 parçalık bir Portekiz donanmasının saldırısına uğradı. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına soktu, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgar sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalıştı. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırıldı, Osmanlı donanmasının da beş gemisi battı, biri de yandı (1554).
Umman sahilindeki Zufar limanı geçilerek Şihr şehri hizasına gelinince, günbatısı yönünden fil tufanı denilen bir fırtına çıktı. Çıkan fırtına yüzünden Seydi Ali Reis kalan dokuz kadırgalık donanmasıyla birlikte kıyıdan uzaklaşmak zorunda kaldı. Fırtınaya kapılan, günlerce denizde çalkalanan gemiler doğuya doğru sürüklenerek Hindistan kıyılarına, Gücerat sultanlığının Demen kalesi önüne gelebildi, burada üç gemi karaya vurdu; geri kalan gemilerdeki top ve levazımı bırakarak Seydi Ali Reis elindeki altı gemiyle Surat limanına girdi; çünkü Portekiz donanması onu yakalamak için dolaşıyordu.
Seydi Ali Reis buradan Gucerat'ın başkenti Ahmedabad'a gitti. Harap gemilerle Süveyş'e ulaşmak imkansız olduğundan, kalan gemiler satılıp karadan İstanbul'a dönülmesine karar verildi. Seydi Ali Reis Gucerat sultanı Ahmet Han tarafından iyi karşılandı. Daha sonra adamlarından bir kısmı Gucerat Sultalığı'nın emrine girdi. Seydi Ali Reis, Ahmedabad'tan Sind memleketinin başkenti Multan'a, oradan Lahor'a, bu şehirden de Delhi'ye gelerek Timuroğullarından Hümayun Şah'ın huzuruna çıktı (1555).
Hümayun şahın ölmesi üzerine Afganistan - İran yoluyla Anadolu'ya hareket etti (1556). Bundan sonra Kabil, Semerkant, Buhara, Meşhet şehirlerinde hükümdarları gördü.
Buhara civarında Özbeklerin saldırısına uğradı ve yaralandı. İran da Meşhet valisi tarafında tutuklandı, daha sonra serbest bırakılarak Şah I.Tahmasp'a gönderildi. Bir süre göz hapsinde kaldıktan sonra Anadolu'ya geçmesine izin verildi ve Şah'ın Kanuni'ye yazdığı bir mektubu da alarak Kazvin'den ayrıldı (1557). Aynı yıl Bağdat'a ulaştı. böylece Basra'dan çıkışından 3 yıl 7 ay sonra tekrar Osmanlı ülkesine dönüyordu.
Seydi Ali Reis 1557 mayıs ayı başlarında İstanbul'a vardı ve Edirne'de bulunan hükümdarın yanına gitti. Süveyş donanmasının uğradığı kayıptan dolayı padişahtan af diledi. Dolaştığı yerlerde görüştüğü hükümdarların verdiği 18 nameyi sundu; Ali Reis mahvolmuş bir donanmanın sorumlusu olmakla beraber, başına gelen olağanüstü olaylar kabul edilerek suçlu görülmedi, önce Müteferrika yapıldı, sonra Diyarbakır tımar defterine tayin edildi. Bir süre şehzade Selim'in hizmetinde çalıştı; Galata Hassa gemi reislerinden biri oldu (1560). Son görevi bilinmemektedir. 1562 yılında İstanbul'da öldü.
Denizcilikteki ününün yanı sıra denizcilik, coğrafya, astronomi gibi konularda da yetki sahibi bir bilim adamı olan Seydi Ali Reis'in bu konularda bıraktığı eserler şunlardır:
Mirat-ı Kainat (Kainatın Aynası)
Hulasat el-Heyyet (Kısa astronomi)
Kitap el-Muhit fi İlm el-Eflak ve'l-Buhur (Felekler ve Denizler biliminde okyanus kitabı)
Mir'at el-Memalik (Ülkelerin Aynası)
Son iki eser batı dillerine de çevrilmiştir. Başından geçen olayları anlatan Mirat-ül-Memalikin (Memleketlerin Aynası - 1557) adlı seyahatnamesi donanmasının akıbetini ve emrindeki adamların hesabını veren bir müdafaname gibi düşünülebilir. Gucerat devletinin başkenti Ahmedabad'ta yazdığı Muhit (1554) basılmamıştır. Ali Kuşçu'nun matematiğe ait kitabını Hülasat-ül-Heyyet adıyla Türkçe'ye çevirdi (Halep 1549). Beş makale ve 120 fasıl halindeki Mirat-ül-Kainat (Kainatın Aynası) astronomi ilmine aittir. Katibi mahlasını kullanan Seydi Ali Reis'in şiirleri de bulunmaktadır.

TURGUT REİS (Menteşe yöresi 1485 - Malta 1565)
Anadolu'nun Menteşe (Muğla) yöresinden yoksul bir aileden gelir. Genç yaşta levent olarak Akdeniz'de korsanlığa başladı ve bir süre sonra reisliğe yükseldi. Gittiği Cezayir'de Barbaros Hayreddin'in hizmetine girdi. Barbaros ile birlikte katıldığı Preveze Deniz Savaşında (28 Eylül 1538) yedek donanmaya komuta etti ve görevini başarıyla yerine getirdi. Venediklilerin ele geçirdiği Dalmaçya kıyısındaki Castelnuavo kalesini geri aldı. Korsika'da Salih Reis ile birlikte Cenovalılara tutsak düştü (1540). Üç yıl sonra Cenova'yı kuşatan Barbaros tarafından ikisi de kurtarıldı (1543).
Barbaros'un desteğiyle yeniden bir donanma kurarak Akdeniz'de korsanlığa başladı. Napoli Körfezine üslenen İspanyol gemilerini batırdığı gibi, körfez kıyısındaki yerleşim yerlerinden çok sayıda tutsak aldı. Tunus'ta Küçük Sirte Körfezi'ndeki Cerbe adasını kendisine üs yaptı, Güney Tunus'ta birçok kıyı kent ve kasabalarına egemen oldu. İspanyol donanması Cerbe Adasını bir baskınla kuşattıysa da, Turgut Reis gemilerini yağlı kızaklarla adanın arka tarafına indirerek düşmandan kurtulmayı başardı. Bu baskının ardından çeşitli Fas limanlarına üslendi.
Daha sonra çağırıldığı İstanbul'da kendisine Karlı ili sancakbeyliği verildi (1551). Kanuni Sultan Süleyman, Trablusgarp alınırsa buraya onu beylerbeyi atayacağını söyledi. Kent alındıysa da, beylerbeyliğine Hadım Murat Ağa getirilince, Turgut Reis Osmanlılara kırılarak Akdeniz'e açıldı (1552).
İki yıl süreyle denizlerde ve kıyı kentlerine yaptığı baskınlarda önemli başarılar sağladı, 15.000 kadar tutsak ve çok sayıda ganimetle İstanbul'a döndü ve Trablusgarp beylerbeyliğine atandı (1554).
Kaptanıderya Piyale Paşa ile birlikte birçok sefere çıktı, Cerbe savaşında bulundu (1560). İlerlemiş yaşına rağmen katıldığı Malta kuşatmasında şehit düştü. Türbesi Trablusgarp'tadır.

Murat Reis - Hint Kaptanı (? - 1603)
Türk denizcisi. Denizciliğe Cezayir'de korsanlıkla başlamıştır. Turgut Reis'in yanında yetişti. Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı donanmasına girdi. Piri Reis, Murat Ali Reis komutasında birçok savaşlarda bulunarak yararlıklar gösterdi.
Barbaros Hayreddin Paşanın Haçlı Donanması amirali Andrea Doria ile yaptığı Preveze deniz savaşına (1538) Turgut Reis kumandasında, reis olarak katıldı. Savaşta gösterdiği başarı ününü arttırdı. Bu tarihten sonra Turgut Reis'in yanından ayrılmadı. Onunla deniz savaşlarına katıldı.
Daha sonra başarılarından ötürü Necit'te Katif sancakbeyliğine getirildi. Bu sırada Osmanlılar Hint seferlerine başladı. Kanuni ilk defa Hadım Süleyman Paşa kumandasında bir donanma gönderdi. Portekiz baskısı altında ezilen Hintli Müslüman tacirler ilk seferde Osmanlılara yardım etti. Hadım Süleyman Paşadan sonra Hint kaptanlığına Piri Reis getirildi. Bu sırada Katif'te bulunan Murat Reis, Basra körfezinin Lahsa kıyısında küçük bir liman şehri olan Katye sancak beyliğine tayin edildi. Piri Reis Portekizlilerle yaptığı savaşta yenilince donanmayı Basra'da bırakarak geri döndü (1552). Hint seferinde başarısızlığa uğraması yüzünden idam edilen Piri Reis yerine, 1552'de Mısır kaptanlığına Murat Reis atandı.
Divan Murat Reis'i Hint kaptanlığına getirdi ve Piri Reis'in Basra'da bulunan donanmasını onartarak Kızıldeniz'e götürmesi emrini verdi. Murat Reis 26 parça gemiyi onarttı. Bunlardan sekizini harekat için Basra'da bırakarak geri kalan 18 parça gemiyle Şattülarap'tan yola çıktı. Basra körfezini geçerek Hürmüz boğazından Aden körfezine çıktı, Umman kıyısında seyretmeye başladı. Burada 25 gemiden kurulu Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan savaşta her iki taraf da kesin bir sonuç alamadı. Birkaç Portekiz gemisi batırıldı. Murat Reis iki gemisini kaybetti. Savaştan ümidini kesen Portekizliler Hindistan'a doğru çekildiler.
Savaş gücü kırılan Murat Reis bunları takip edemediğinden hasara uğrayan gemilerle Kızıldeniz'i geçmenin güçlüğünü anlayarak Basra'ya döndü. Osmanlı Hükümeti bu olayı başarısızlık sayarak Hint kaptanlığını Murat Reis'ten aldı. Görevi Seydi Ali Reis'e verdi (1554). Murat Reis de Akdeniz'de başka bir göreve tayin edildi. II. Selim ve III. Murat zamanlarında bir çok deniz savaşına katıldı. I. Ahmed zamanında Mora Sancakbeyi oldu.
Son olarak Kıbrıs'ın Baf limanı önünde Maltalılarla savaştı. "Kara Cehennem Cengi" denen bu savaşta, bu adı taşıyan 90 toplu Malta kalyonuna karşı bir gün çarpıştı, sonra yaralandı. Cengi Osmanlılar kazanarak 10 Malta gemisinden 6'sını esir aldılarsa da çarpışmalarda Murat Reis şehit oldu ve Rodos'a gömüldü.
Saygı duyulan, cesur ve tedbirli bir denizci olan Murat Reis'in Rodos'daki mezarı eskiden denizciler tarafından kutsal bir yer gibi ziyaret edilirdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ogrenciyiz.forumo.biz
Sponsored content




MesajKonu: Geri: ödenmli türk denizcileri   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ödenmli türk denizcileri
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
::::::::::::::: :: ÖĞRENCİ FORMU :: DERSLER :: cografya-
Buraya geçin: